DOLAR 7,0549
EURO 8,4413
ALTIN 462,45
BIST 9,3884
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bayburt 30°C
Parçalı Bulutlu

Bayburt’ta Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde “Kem Eğirme” etkinliği düzenlendi

Bayburt’ta Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde “Kem Eğirme” etkinliği düzenlendi
02.07.2020
A+
A-

Bayburt’un Demirözü ilçesine bağlı Beşpınar köyündeki Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde “Kem Eğirme” etkinliği düzenlendi.

Etkinlik kapsamında ziyaretçiler tarafından biçilen otlar birleştirilerek bölgedeki köylerde sıkça kullanılan ve “kem” adı verilen halata dönüştürüldü.

“Yaşayan ve Yaşatan Müze” anlayışıyla Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerini yaşatmayı hedefleyen Kenan Yavuz Etnoğrafya Müzesi’nde bu hafta “Kem eğirme” etkinliği gerçekleştirildi. Müzenin kurucusu İş insanı Kenan Yavuz, yaz sezonu boyunca önemli etkinliklere imza atacaklarını belirterek, her pazar günü ise, köy gelenekleri ile alakalı çeşitli etkinlikler planladıklarını belirtti.

Bayburt’un Beşpınar köyündeki evini müzeye dönüştüren İş insanı Kenan Yavuz, ev ve çevresindeki araziyi özel olarak dizayn ederek, geleneksel köy evleri, değirmen, konak, amfi tiyatro, sinema salonu, kütüphane, yöresel mutfak atölyesi, köy kahvesi, tandır, kırsal yaşamın izlerini barındıran kapalı ve açık hava müzesi oluşturdu. Müzeye dönüştürülen ev ve çevresinde Dede Korkut Türk Kimliği Kütüphanesi ile tarım aletlerinin sergilendiği alan düzenlendi. Köyde unutulmaya yüz tutan ev yaşamının canlandırıldığı yapı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nce ‘Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’ olarak tescillendi. Müze, Bayburt’un ziyaret edilen yerleri arasına girdi.

Müze fikrinin doğduğu topraklara vefa duygusunun eseri olduğunu belirten Kenan Yavuz, toplumsal olarak sosyal sorumluluğunu yerine getirdiğini söyledi. Yavuz, “Bu çalışmayı doğduğum dedemin, ninemin mezarının olduğu yere beni yetiştiren topraklara bir vefa olarak projelendirdim. Anadolu kültürünün güzelliklerini yaşatmaya gayret ediyorum. Toplumsal bir farkındalık yaratmaya, betonlaşmaya tarihimizin izlerinin silinmesine engel olmaya gayret ediyorum. Bu anlamda çevremizde bir farkındalık yaratabilirsem ne mutlu bana. Çocuklara yönelik önemli faaliyetler içerisinde olacağız. Bir açık hava sinemamız var. Köy evlerimiz, su değirmenimiz etnografya müzemiz var. Kütüphaneyi de yeni inşa ettik. Dede Korkut Türk Kimliği Kütüphanesi adını verdim. Çocuklarımızla hep beraber olmak istedik. Teknoloji ve dijital dünya çocukları ailelerden toplumdan koparıyor. Onların büyüklerle beraber olma ortamlarını ve masal dinlemek geleneğini yaşatmaya gayret ediyorum” dedi.

Anadolu’da Türk İslam kültürüne ait olan her şeyi müzede toplamak istediğini anlatan Yavuz, “Keyifli bir proje ve çok fazla ziyaretçimiz olmaya başladı. Bayburt’un kültür turizmine açılması ve bu anlamda hem hemşehri turizmine hem de dış turizme açılması için de önemli bir durak olmayı hedefliyoruz” diye konuştu.”

Müzede son olarak, 1970’li, 1980’li yılların Beşpınar Meydanı yerini aldı. Beşpınar’ın bölgesinde merkez köy olduğu, ürettiği yıllardaki 6 işyeri müzede sembolik olarak canlandırıldı. Müzenin kurucusu Kenan Yavuz’un çocukluk ve ilk gençlik yıllarını kapsayan dönemde faal olan Marangoz Mehmet Yavuz, Nalbant ve At Arabası imalatı yapan İhsan Tükenmez, Demirci Hacı Mehmet Sukes, Ayakkabıcı Necdet Kıran, Terzi Faik ve Sadık Yavuz Kardeşler, Bakkal Hacı Sait Yavuz ile Yukarı Loru Kahvesi gibi iş yerleri ve sahiplerinin isimleri müzede oluşturulan mekanlarla yaşatıldı. Her bir mekanın içerisi de iş koluyla ilgili temsil ettiği dönemlere ait araç gereçlerle donatıldı.

Yavuz, Bayburt’a gelen Bayburt’un ekmeğini bölmeli, yemeğini yemeli, Bayburt’un türküsünü söylemeli, Bayburt’un havasını koklamalı, Bayburt barlarını oynamalı bu özünlüğü öne çıkararak hissettiremezseniz eğer bu girişimler sürdürülebilir olmaz” dedi.

Haber ve video çekim : Arif Azak

 

YORUMLAR
  1. Bayburtlu Salih dedi ki:

    Sn YAVUZ ;
    Sizlere ve Hüsamettin KOÇHAN hocama teşekkür ediyorum.
    Bayburt adına güzel projelere imza attınız, malumunuz külktürler yaşamadığı zaman kaybolurlar, hele kültür emperyalizminin olduğu Dünyamızda kendimiz olmaz isek tarumar oluruz.
    TÜRK ve MÜSLÜMAN toplumu olarak kendimizi muhafaza etmez isek, aşğıda yaşanmış olan alıntı misali ders almalıyız, bu dersin eğitim yuvasıda sizlerin önderlik ettiği bu mekanlar ve beraberinde Bayburt ve köylerindeki mahalle odaları olur inşallah, hayırlı hizmetlerinizin devamını diliyorum.

    Bilge Kağan tipik bir Türk’tür, korkusuz bir savaşçı, yiğit bit bozkır çocuğu ve bir göçebe. Fakat buna rağmen budunun (milletinin) göçebeliğinden, savaşlarından, fakirliğinden, dininden rahatsızdır. Kendince milletini uygarlaştırmak istemektedir.
    Bilge Kağan bu nedenle Çin’e çok özenmektedir. Onların şehirlerine, tapınaklarına, dinlerine ve yaşam tarzlarına hayrandır. ona göre Türkler yerleşik hayata geçmeliler, dinlerini değiştirip Budist olmalılar, Etrafı surlarla çevrili şehirler inşa etmeliler.
    Çok büyük tapınaklar yapmalılar, at sırtından inip Çinliler gibi yaşamalılalar. İpekli giysiler giymeliler. Böyle yaparlarsa medeni olacaklar ve her şey daha güzel olacak Türkler için diye düşünüyordu.
    TONYUKUK ise Bilge Kağan’ın tam tersine bir geçmişe sahiptir. O da Türktür Ama Şehirlidir. Çin’de büyümüş ve Çin’de eğitim görmüştür. Çin’i, Çin Felsefe, Kültür ve Uygarlığını çok iyi ve yakınen bilmektedir.
    Tonyukuk, bir milletin kültürü ve değerleri çerçevesinde şekillendiğini ve özgünlüğünün ve gücünün “Karakteri, Kültürü ve değerlerinde” saklı olduğunu, bunları kaybetmesi halinde asimile olacağını çok iyi anlamış bir entelektüeldi. Çünkü bir medeniyet ortamında eğitim almıştı
    Bir gün Bilge Kağan içinde sürekli gizlediği bu düşüncelerini bilge veziri Tonyukuk ile paylaşmak için onu çadırına çağırdı. Düşüncelerinin bir devrim olacağı kanısındaydı. Kafasındaki soru işaretlerini TONYUKUK çözecekti ona göre.
    Ve Bilge Kağan hayallerini anlattı Vezirine. “Artık göçebeliği bırakmalıyız, sabit ve büyük bir Başkent inşa etmeliyiz. Etrafı devasa Surlarla çevrili olmalı, Budizm dinine geçmeliyiz, çok büyük tapınaklarımız olmalı, etrafta sabit köylerimiz olmalı bunlar tarım yapmalılar..”
    Bilge Kağan çok heyecanla aslında özendiği, hayran olduğu Çin değerlerini Türk’e giydirmek istiyordu. Tonyukuk sabırla dinliyordu. Bilge Kağan konuşmasını bitirince Tonyukuk bir süre bekledi . (Sıkılmayın diye masalsı bir dil kullanıyorum bu iyiliğimi unutmayın arkadaşlar )

    “Tonyukuk, Bilge Kağan’ın gözlerinin içine baktı ve şu müthiş soruyu sordu: ” Yüce Kağan, sen bu yapacaklarınla Türk’ün karakterini, huyunu ve kültürünü birdenbire değiştirdikten sonra, geriye kalan kim olacaktır, ayakta kalan kimdir bundan sonra?”
    Devam eder Tonyukuk; “Bu değişimlerin sonunda yazısı çizisiyle, kılığı kıyafeti ile, yiyişi içişiyle, evi barkı ile, diniyle, geleneği-göreneğiyle, kadın-erkek ilişkisiyle, kısacası tüm yaşantısıyla Türk artık ÇİNLİDİR.”
    Bu sözler Bilge Kağan’ın yüzüne tokat gibi iner. Ama TONYUKUK devam eder sözlerine; “Eğer bir medeniyet yaratacaksak tıpkı Çinliler gibi öz değerlerimizden taviz vermeden, onları geliştirerek medeniyet inşa etmeliyiz, Sorununu hasmının medeniyetini ithal etmekle çözemezsin”
    Ve sözlerini şöyle bitirdi TONYUKUK; ” Evet sorunlarını hasmının medeniyetini birebir taklit ederek çözemezsin Hakanım, tam tersine düşünerek, çalışarak, üreterek, kendi ÖZ MEDENİYETİNİ KURACAKSIN.
    Bilge Kağan’ın hayalleri yıkılmış, ama büyük vezirin her sözü ona tokat etkisi yaparak ne büyük bir hataya sürüklendiğini anlamıştır. Ve büyük şehirler ve tapınaklar yapma ve Budist olma fikrinden vazgeçmiştir.
    Ve Türk Medeniyeti yaratma anlamında da gerek yazı (eğitim) ve gerekse Tarımsal üretimde ciddi adımlar atmıştır. Fakat Kendiisinden ve Tonyukuktan sonra bunlar devam ettirilmemiştir. Bu sürece farklı boyutlarda Uygurlar devam etmiştir.
    Sonuç olarak; Tonyukuk ve Bilge Kağan arasındaki bu fikir ayrılığı Türk dünyasında 2000 yıldır devam etmektedir. Asya, Avrupa Hatta Afrikaya giden Türklerin Bilge Kağan gibi düşünen liderleri olduğunda Türkler asimile olup yok olmuşlardır. Yada kimliksizleşmişlerdir.
    Tonyukuk gibi düşünen lider, Hakan, ya da Padişahlar ise Türkü büyük devlet ve medeniyetlere taşımıştır. Bunun tarihte pek çok örneği vardır. Uzatmamak için birkaç örnekle bitireceğim.
    Belirtmekte fayda var ki Türk’ün kimliğiyle örtüşen din İslamdır. İslamı kabul eden Türkler İslam’ın onun bünyesine uyması ile ıslah olmuş daha da güçlü bir kişilik kazanmışlar. Diğer dinlere giren Türkler kayda değer bir varlık gösterememiş erimiş gitmişlerdir.
    Örneğin Osmanlı-Safevi zıtlaşmasında ikisi de Türk olan bu devletlerden Osmanlı Türklük değerlerini korurken, Safeviler, Fars değerlerini benimsemiş, Farslılaşmış ve yok olup gitmiştir.
    Yine Budizmi, Hinduizmi, Hristiyanlığı ve hatta Yahudiliği benimseyen Türk devletlerinin çok kısa ömürlüğü olduğu ve halkın asimile olduğu tarihi gerçeklerdir.
    Kurtuluş savaşından sonra da Bilge Kağan gibi düşünenlerle, Tonyukuk gibi düşünenler arasında ciddi çekişmeler olmuştur. Hala olmaktadır ve maalesef olmaya devam edecektir. Sizce Tonyukuk mu haklı, Bilge Kağan mı? “